ARTIK KİMSE UTANMIYOR… BUNLARDA SURAT DİYE BİRŞEY KALMADI.

Ülkede ahlaksızlık, vasatlık o kadar derinleşti ki. Anlaşılır gibi değil. Çürümüşlüğün dibini boyladık. Torpille insan kayırmak tüm kurum ve kuruluşların, bakanlıkların, müdürlüklerin içini boşaltmak, liyakatsizlik, çapsızlık, omurgasızlığın ana bileşeni

Gündem Yayın: 11 Şubat 2026 - Çarşamba - Güncelleme: 11.02.2026 01:35:00
Editör -
Okuma Süresi: 9 dk.
Google News

ARTIK KİMSE UTANMIYOR… BUNLARDA SURAT DİYE BİRŞEY KALMADI.
Onlar diyor ki! ‘Bu karar iyi karar, gidelim Türkiye batana kadar’!
Ülkede ahlaksızlık, vasatlık o kadar derinleşti ki. Anlaşılır gibi değil. Çürümüşlüğün dibini boyladık. Torpille insan kayırmak tüm kurum ve kuruluşların, bakanlıkların, müdürlüklerin içini boşaltmak, liyakatsizlik, çapsızlık, omurgasızlığın ana bileşeni torpil yukarılardan ta aşağılara kaydı. Yıllardır bu ahlakla yan yanayız. 
Araştırmaya gerek yok. Yeter ki adamın olsun. Bunun adı özel hayatın dokunulmazlığı değil. Hırsızlığı saklamak, hırsızı korumak tüm rezaletin ‘özel hayat’ kisvesi altında gizlenmesidir. 
Bu şehirde bir vaka iddiası var. İŞKUR üzerinden 6 ay süreli olarak öğretmen evine bulaşıkçı olarak alınan evli bir kadın. Bu kurumda bulaşıkçılık dışında her şey yapıyor. Veya yaptığı iddia ediliyor. Süre dolduğunda işine son verilmiyor. Yerine yeni bir personel alınmıyor. (Kanun bu değişimi emrediyor)  İddiaya konu olan kişi bu kurumda 7 yıl süreyle çalışıyor. İddia odur ki! Yöneticiyle kurduğu gönül ilişkisi kadını o kadar cesaretlendiriyor ki! Öğretmen evinden, hırsızlık yaptığı ortaya çıkıyor. Etler, tavuklar, pirinç, bulgur vb. hatta bununla yetinmediği, tabak, çatal, kaşık bıçaklar, perdeler, tablolara kadar uzanıyor. Kadın gerçekten çalıyor mu? Yoksa gönül ilişkisi olan kişi tarafından mı veriliyor. Anlatılan onca demirbaşın bir çalışan tarafından tek başına yapması mümkün değil.
Olaylar açığa çıkınca kadını mahkemeye vermek yerine kendisine İŞKUR sözleşmeniz bitti diyorlar ve kapı önüne koyuyorlar. Kimse süre nasıl oldu da 6,5 yıl aşıldı diye sorgulamıyor. Ve bu kadının birlikte olduğu iddia edilen imtiyazlı kişi tarafından anında Petlas’a yerleştiriyor. Kadın mahkemeye verilmiş olsa kişiler deşifre olacaklar. Mahkemeye vermek yerine yeni bir iş bulunuyor. Böylelikle kadın susturulmuş oluyor. Bu bir örnek. Burnumuzun dibinde. Kurum ve kuruluşlar böyle yıpratılıyor. Peki, Petlas neden araştırma yapmıyor. Tam burada hatır gönül ilişkisi devreye giriyor. Araştırmaya gerek kalmıyor. 
AKP sayesinde hırsızlık yüz kızartıcı suç olmaktan çıktı. Elhamdülillah. Ya muhalefet! Bu ülkede üretilmiş bir muhalefet mi var? Tıpkı proje partileri gibi!
TMO sinden 7500 ton buğday çaldılar. Jandarma karakolunu soydular. Hastane deposunu soydular, doktorlar rüşvet alırken yakalandı. Adliye deposunu soyup soğana çevirdiler. Adli, emanette olan altınları, gümüşleri, silahları, uyuşturucular çaldılar. Bir kadın hâkim adli emanetteki uyuşturucuyu çalıp âlem yaparken yakalandı. Milletvekilleri altın, general insan kaçakçılığı yaptı. Dahası var. Gümrük depoları soydular. Müzeleri soydular. 25 bin arkeolojik eser ve sanat yapıtı kayboldu. Havaalanı hangarında 250 Kg altın. Merkez Bankasının arka kapısından 128 milyar dolar buharlaştı. Öğretmen evinden dört tabak çatal çalınmış. Çok mu önemli. Bir avukatta çıkıp emekliler için “siyasi hırsız”… Diyebiliyor.  Oysa Halk bankası dolandırıcılığından sabıkalı bir adam bu ülkede Maliye Bakanı.
23 yılda gözümüzün içine soka, soka alıştırılan “Nepotizm” (akrabacılık, ayrımcılık, kayırmacılık)… Türkiye’de %20’lik bir kesim bu anlayışın ürünüdür. Bu toplum bu süreçte bu ahlaksızlığa anlaşılmaz bir şekilde uyum sağladı. Bugün köşe başlarını tutan ahlaksızlığın tacirleri siyaset ağalarından yüz buldukça daha bir şerefsiz oldular. Sokak kabadayıları, uluorta racon kesen piçler, mafya artığı köpekler adamdan sayıldı. 
Torpile bu ülkede her alanda karşılaşılıyorken, bir işte uzmanlaşma eğitimin dahi olmadığı ve hiçbir hakkı bulunmayan konumlara sahtecilikle gelen çeteleşmiş bir yapının desteğiyle ülkenin içinden geçen vasıfsızlar sürüsünün varlığı ayyuka çıkıyor. Ne hikmetse kimse konuşmuyor. 
Hayal kurmayı unutan, önlerini kesen bu gençliğin müsebbibi bu liyakatsizler sürüsüdür.  Korunması gereken tarihi kadim yapıları yok edenler, hastaları ölüme sürükleyenler, hasta olmayanları hasta edenler, ormanları kül edenler sonra utanmadan satanlar, satın alanlar. Deprem bölgesine hastane kuran organ kaçakçısı, milletin yardımlarını halka parayla satan Kızılay. Akrabasını memur olarak atayan sahte rektör. Oğlunu sınavsız okula sokan rektör. Neresinden tutarsanız tutun topyekûn rezalet ve ahlaksızlık çürümüşlük kokuyor.
Diplomaya gerek yok. Bastır parayı al diplomayı! Bunun adı, ‘Klientalizimcilik’… Bu sistem sayesinde halkı müşteri gibi görme alışkanlığımız prim yaptı. Hırsızlık iddiası ve gayri ahlakı yaşamı deşifre olan bir kişiyi bir başka kuruluş hiçbir araştırma yapmadan, geçmişini incelemeden hatır gönül ilişkisi içinde işe alıyorsa gerçek hak sahiplerinin önünü kesiyorlar demektir.
Genel olarak baktığımızda, olağan sayılan ahlaksızlığın bir göstergesi olarak bu ülkede; halı yıkamacı psikolog. Baraj yapan sahte inşaat mühendisi. Hasta bakıcıdan doktor. Hatta diploması incelenmemiş göçmen doktor ve hemşireler. Eczacılar. Narkotik baş komiseri olan uyuşturucu taciri torbacı. 
Bunlar ortaya döküldü ne oldu. Devlet organlarında tespit edilemeyen veya tespiti mümkün olmayan kim bilir ne kadar namussuz insan devlet yönetiminde. 
Depremde ölen avukatların diplomasına çöken sahte avukatlar kim bilir kaç dava kazandı! Sahte akademisyen, sınav sorularını çalanlar. Üniversite sınav puanlarını para karşılığı yükseltenler. Ehliyet sınavında sekiz alanın puanını 80 yükseltip ehliyet sahibi olan trafik magandaları, teröristleri, katilleri. Ve tüm bu olayların sahte diploma almak için para verip, sahte diplomasını alamadığı için internet üzerinden şikâyet yazanlar. Bu kirliliğin böyle açığa çıkmış olması bu ülkeye acı vermiyorsa, diyecek bir şey yok.
Bu ülkede de, bu şehirde de bu tür rezilliklerin aktörleri ve ahlak yoksunları ile birlikte yaşıyoruz. Bu şerefsizlerle aynı havayı soluyoruz. Sorgulamıyoruz. Bu ahlak yoksunlarını besleyen bir sistem içindeyiz. 
Onuruyla yaşam mücadelesi veren herkesi gözden çıkartan keyfiyetle yönetilen bir ülkede yaşıyoruz.  Çeteleri bitmeyen, ithal mafyasına kimlik verip meşrulaştırılan uyuşturucu baronlarıyla aynı çatı altındayız. Üç kuruşa kimliğimizi satanları mecliste ve saraylarda bakıp besliyorsak, savunacak pek bir şeyimizin olmadığını düşünüyorum.
Bebeği, çocuğu, kadını, genci yaşlısı, ağacı, hayvanı durmaksızın zulüm gören bir yurtta yaşıyoruz. Rezaletlerin, kepazeliklerin ahlaksızlara şaşırmamanın farz olduğu bir memleket. Neden tüm otoriterlerin ve sistemlerin karşısında neden bu kadar aczi içinde olduğumuzu anlamıyor, anlatamıyoruz.  Yıkılmaya yüz tutmuş sahte medeniyet. Kendi emeği ile yaşayanlar. Bu yaşayanlara diz çöktüren despotizm. 
Yıllarca pek fazla hissedilmeyen ve son 23 yıl içinde iyice açığa çıkan “Kroni Kapitalizm”. Çürümüşlük, ahbap çavuş ilişkisi içinde oğul, kız, yeğen, kardeş, akraba, metres, kapatma ve bunların yakınlarıyla kurulmuş ilişkiler içinde, kamu görevlileri ile yapılan çarpık ve gayri ahlaki ilişkiler içinde kamu kaynaklarının alabildiğince hatta vahşice kullanımı, paylaşımı, aktarılması. İhaleler, ağırlaştırılmış vergiler. Milletin canına ot tıkayan özelleştirmeler. Hırsızların, çetelerin vergi borçlarının silinmesi, borçların sıfır faizle ötelenmesi milli para politikası oldu.
Türkiye’de halkın desteğiyle, bu tür yaşam içinde kendisine yer tutmuş kitle ile Afrika’da veya dünyanın başka yerlerinde yaşam süren ilkel kabile insanı arasındaki fark sadece kullanılan araç ve gereçlerde.  Tüm refleksler aynı. Lider savunması, grup aidiyeti, düşmanlaştırma, sorgulamama, şablon, simge ve sloganlarla düşünme. Bu çağdaş bir halk yapısı olmaz. Olamaz. Düşünme kültürü olmayan bir toplumda,  akıl ve vicdan özgür olmaz. Bunun içindir ki! Susmak kabullenmektir.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.