107 YIL ÖNCE… 107 YIL SONRA!
19 Mayıs 1919, Türk milletinin kaderini değiştiren, tarihin akışına yön veren en önemli dönüm noktalarından biridir

107 YIL GEÇTİ HALKIN KAZANIMLARI BİR, BİR ELİNDEN ALINDI.
1919 yılının 19 Mayıs’ı… 107 yıl önce Anadolu topraklarında yakılan tam bağımsızlık meşalesi, egemenliğin kayıtsız şartsız millete ait olduğu bir düzenin temeline konulan ilk harç. “Ya İstiklal, Ya ölüm… Sloganıyla başladı.
19 Mayıs 1919 Milli Mücadele Tarihimizde ve yeni Türk Devleti’nin kuruluşunda çok önemli yere sahip olduğundan Atatürk bu olayı hem milli kurtuluş hareketinin başlangıcı saymış, hem büyük Nutuk’unu bu olayla başlatmış, doğum gününü soranlara 19 Mayıs’ı işaret etmişti.
Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde yok, olmanın karanlığından, var olmanın doruğuna çıkan bu ülke, son 24 yılda ‘Yok, olmanın girdabına’ nasıl geldi? Hiç düşündünüz mü?
19 Mayıs ve Gençlik: Atatürk, gençliği sadece biyolojik bir yaş grubu olarak değil, "fikri hür, irfanı hür" bir zihniyetin temsilcisi olarak görür. Kurulan devletin statükoya yenilmemesi, sürekli devrim yapabilmesi için onu "eskimiş zihinlere" (koltuk ve para hırsıyla yozlaşmış yetişkinlere) değil, dinamik ve değişime açık olan gençliğe emanet etmiştir.
Tarihsel süreç! Kanla İrfanla kurulmuş tam bağımsız bir devlet. Halkın yaşam için büyük mücadelelerle kazandığı demokratik, sosyal ve ekonomik hakları hızla aşındı… Toplumsal hafızada derin kırılmalar yaratıldı.
Yıllardır süren işgal. Bitmeyen çile, toplumun çöküşü aklın yerini alan emperyalist ülkelerin uşaklarına geçit veren halk aslında çok fazlasına layık, diyecek sözüm çok! Ama… Toplumsal uyanmanın nasıl olacağına kafa yormaktan usandım.
Tarih bilinci yok!
Örgütlü mücadele fikri yok.
Kültürel yozlaşmaya karşı direnç yok.
Bilgi okuryazarlığı yok.
Hızla kirlenen bir toplum var…
Eğitim yok. Hukuk yerle bir. Her taraf alabildiğine siyaset sarmalında tutsak.
Bilginin bir "yük" değil, kişiyi özgürleştiren bir "güç" olduğunu unuttuk. 19 Mayıs tüm ulusu tek güç olarak yan yana getrdi. Bugün çok dağınık haldeyiz.
Bir tarafta Türkiye Cumhuriyetini kuran irade. Türkiye Cumhuriyetini ortaçağ artığı konumuna iten emperyalist uşaklarının hiç bitmeyen kinleri.
Reşit Galip ve Mustafa Kemal Atatürk… Akşam yemeği…
Milli Eğitim Bakanı Esat Mehmet, Kızların kısa etek, kısa çorap ve kısa kollu gömlek giymelerini uygun görmediğini belirtti. Bir tamim yayınlayarak daha kapalı giyinmelerini isteyeceğini söyledi.
Bunun üzerine Reşit Galip söz aldı: "Yanlış düşünüyorsunuz Beyefendi. Bu bir geriliktir, kadınlar eski durumda yaşayamazlar. İnkılaplardan en mühimi kadınlara verilen haklardır. Başka türlü Batılılaşmakta olduğumuzu iddia edemeyiz." Deyince Sofra gerildi.
Atatürk, bakanın zor durumda bırakan bu çıkıştan hoşlanmadı. "Bu konuyu uzatmayalım. Kısa çorap giyip giymemek çok önemli değildir, sonra tartışırız." Dedi. Uyarıya rağmen Reşit Galip, konuşmasını sürdürdü. "Af buyurunuz Paşam! Bu, inkılap ve zihniyet meselesidir. Müsaade buyurursanız fikrimizi söyleyelim. Hatta daha ileri giderek diyeceğim ki, sizin huzurunuzda, bu sofrada inkılapları zedeleyeceği icraattan bahsedilmesi küstahlıktır, hoş görülemez! Reşit Galip, bakanı işaret ederek; "bu kokuşmuş kafayla devlet yürümez"… Diyerek kesip attı. Atatürk'ün kaşları çatıldı. Bir uyarı daha yaptı. "Sözlerinizde müsamahalı ve ölçülü olunuz”! Diye çıkıştı.
Masada buz gibi hava esiyordu… Reşit Galip; 57 yaşındaki Milli Eğitim Bakanı'nı işaret ederek dedi ki: "Devrimci, devrimcidir, insanlar bir yaştan sonra ister-istemez tutucu olurlar. Mecliste bunca genç, idealist, bakanlık yapacak nitelikte insan varken böyle yaşlı kimseleri Milli Eğitim Bakanı yapmak hatadır"… Atatürk, söze girdi. "Esat Bey, yeteneklidir ve benim de hocamdır. Beni okutmuş olması sence bir değer taşımıyor mu?"
Reşit Galip; "Kusura bakma Paşam! Taşımıyor! Okuttuklarının içinde sizin gibi bir devrimci çıkmış ama kim bilir nice tutucular da çıkmıştır. Sizi de eleştiririm”!
Atatürk sesini yükselterek; "Bu sofrada hocama ve bir Milli Eğitim Bakanı'na hakaret etmenize müsaade edemem"… Diye söze başladı. Ama Reşit Galip sineceği yerde Atatürk’ün sözünü de kesti. "Devrimleri korumak için sizden müsaade istemiyorum. Hatayı yapan siz de olsanız sizi de eleştiririm. Mesela Roza Noir' a verdiğiniz 15 bin liralık kredi mektubu da siz yaptınız diye hata olmaktan çıkmaz."
İlk kez Atatürk'ün sofrasında Atatürk, bu kadar sert eleştiriliyordu. Reşit Galip'in sözünü ettiği Rosa Noir, Beyoğlu'nda Rus karı-kocanın işlettiği bir barın adıydı. Atatürk, bir gece oraya gitmiş, mekânın sahibi Madam Senya'dan "İş Bankası'ndan kredi alamıyoruz" yakınmasını dinlemiş ve orada bir kâğıda İş Bankası Genel Müdürü'ne hitaben "yardımcı olunması " isteğini yazmış, Rus çifte vermişti. Reşit Galip, bu iltimas talebini eleştiriyordu.
Atatürk, bu kez kızmadı; "Yoruldunuz, buyurun biraz istirahat edin!" diyerek Reşit Galip'i kibarca sofrasından kovdu. Ama genç devrimcinin yılmaya niyeti yoktu, yıllar yılı bir efsane gibi anlatılacak olan çıkışını o an yaptı. "Burası sizin değil, milletin sofrasıdır. Milletin işlerini görüşüyoruz. Burada oturmak sizin kadar benim de hakkımdır." Atatürk, kendi fikirleriyle kendisini vuran bu genç adama baktı, sonra yanındakilere dönüp; "Öyleyse biz kalkalım!" dedi. Sofradaki bütün heyet ayaklandı. Reşit Galip'i sofrada yapayalnız bırakıp çıktılar. Bu müthiş sahnenin devamı daha da ibret vericidir…
Reşit Galip bütün geceyi Dolmabahçe Sarayı'nda pencerenin kenarındaki bir koltukta geçirir. Atatürk uyandığında Genel Sekreterine Reşit Galip'i sorar. "Sabaha kadar bekledi, mahcubiyetini size iletmemizi istedi. Bir de Ankara'ya gidecek kadar borç para istedi, 25 lira verdik" derler. Atatürk, "Ankara'ya gidecek adama 25 lira mı verilir? Bari benim hesabımdan birkaç yüz lira verseydiniz”! der. Sonra "Cebinde beş parası yok ama karakterinden hiç taviz vermiyor. Parası yok ama cesareti var!" diye ekler.
1932 sonbaharında Atatürk, Reşit Galip'in radyodaki bir konuşmasını dinler: "Devrimleri her yerde, herkese karşı savunacağız. Gerekirse babamıza ve çocuklarımıza bile”! Demektedir. Atatürk, birkaç gün sonra kendisini yeniden sofraya davet eder. Hemen yanındaki sandalyeye oturtur. Orada yeni Milli Eğit Bakanı'nın 39 yaşındaki Reşit Galip olduğunu açıklar.
Böyle kurulmuş bir ülkede bugün neler mi yaşıyoruz. Erdoğan’ın “tartışmalı bilim adamı” dediği Reşit Galip’mi?
Rodos doğumlu, Aydın Milletvekili. Yaşam yeri Mersin. 2 çocuk babası. Ölüm yaşı 43 olan Reşit Galip bir Tıp Doktorudur. Gazetecidir. Balkan harbi gazisidir. Dik bir adamdır. Mustafa Kemal’e karşı duracak kadar cesurdur. Ankara’dan, Mersin’deki evine gidecek kadar parası olmayan bir yoksul milletvekilidir. RTE’na göre ‘Tartışmalı isim Sözde Bilim Adamı’ bu ülkenin inşasında neler yapmış. Hangi görevleri üstlenmiş. Reşit Galip Tıp Doktorluğu ve gazeteciliğinin yanı sıra Siyaset ve Devlet adamıdır. Türkiye Cumhuriyetinin İkinci Milli Eğitim Bakanıdır. Reformcudur. İlericidir. Çağdaştır. Çok iyi bir Türk Milliyetçisidir. Türkiye Cumhuriyetinin var olması ve bugünkü seviyeye gelmesindeki emeği hiç kimsenin diline dolayacağı kadar basit ve kolay değildir.
Dr. Reşit Galip, Millî Eğitim Bakanlığı döneminde (1932-1933) "köycülük" ve köye öğretmen yetiştirme fikrini devlet politikası haline getiren öncülerdendir. Onun tasarladığı "Mıntıka Muallim Mektepleri" projesi ölümü nedeniyle hayata geçirilememiş, ancak Hasan Âli Yücel ve İsmail Hakkı Tonguç tarafından kurulan Köy Enstitüleri sisteminin düşünsel temeli Dr. Reşit Galip fikirleri oluşturmuştur.
Tıp öğrencisiyken 1nci Dünya savaşında Çatalca cephesinde savaşmış ardından Balkan Harbine katılmış bu savaşta yaralanmış bir gazidir.
Kurtuluş Savaşı başladığında köylerde Milli mücadele propagandası yapmak için direniş teşkilatını kuran, Kurtuluş savaşında Hilali Ahmer (Kızılay) Sıhhi İmdat Heyet sertabipliği görevini yapan bir vatanperverdir.
Türk Tarih Kurumunun kurucusu. Başkanı.
Dünyanın sayılı müzeleri arasında olan “Anadolu Medeniyetler Müzesinin tasarımcısı ve kurucusu. Milli müze oluşturulmasının yanı sıra Milli Kütüphane ile İlimler ve Sanatlar Akademisi'nin, Halk evlerinin kurucusu. Türk Dili Tetkik Heyeti (Türk Dil Kurumu) içinde kurucu olarak yer aldı. Üniversite reformcusu. Bakanlığı dönemindeki 1933 yılında İstanbul Darülfünunu çağdaş bir üniversiteye dönüştürülmesi. İstanbul Üniversitesinin kurulması.
Şeyh Sait ayaklanmasında Ankara İstiklal Mahkemesinde üye… Bugün mahkeme kararlarına rağmen yasaklanan Andımızın yazarı. Ezanın Türkçeleştirilmesi. Türkçe ibadet ile yapılan çalışmalarda görev almıştır. Reşit Galip bir tek haram lokmayı, yetim hakkını yememiştir.
Halkın parasıyla altlarına çekilmiş binitleler, uçaklar, saraylar İftar adıyla kurulan ziyafet sofraları. Talimatlarla dağıtılan geri ödemesi yapılmayan krediler. Zarar eden Merkez bankası ve KİT’ler. Arpalığa dönmüş bir coğrafya. Binlerce maaşla yetmiyor diyenler, yoksulluk belgesi alan milletvekilleri. 20 bin lira maaş alan emekliye sabır diliyor. 70 yaşlarını geçmiş kişiler ülke yönetiyor. 65 yaşını geçmiş sade vatandaş akıl sağlığı raporu almadan evini satamazken bunlar tek imza ile ülkeyi satıyorlar.
Tüm gençlerin bu kutlu günü 19 mayıs Gençlik ve Spor Bayramını kutluyorum…






